Albert Einstein’ı Gördüm

2

Dünyanın seyrini değiştiren adam. Bilim temellerini sarsan adam.

Hayatı boyunca 300’den fazla bilimsel makale yayınlamış, ayrıca 150’den fazla bilim dışı çalışmaları da olan biri. İsmini duymayanınız yoktur heralde.

Bir zaman makineniz olsa ne yapardınız ? Herkes bir zaman makinesine sahip olmak ister ama kimse onunla ne yapacağını ciddi anlamda düşünmez. Oysa ki;

Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.

Zaman makinemize atladık, gittik Albert Einstein’ı bulduk. Sizler için derinlemesine bir röportaj yaptık kendisiyle.

Çok sıcakkanlı biri. Harika karşıladı bizi. Oldukça esprili ve aynı zaman da da çok zeki biri kesinlikle.

Röportajı 3 farklı bölümde sizlere sunacağız. Hayatı, bilimsel çalışmaları ve öngörü ve tavsiyeleri.

Hayatı ile ilgili olan kısmını hazırladık. Buyrun :

> Albert Einstein bize biraz çocukluk döneminizden bahseder misiniz ?

images14 Mart 1879’da Almanya’da doğdum. Balık burcuyum ve sanırım meraklı olma özelliğimi buna borçluyum :p

Biraz farklı bir çocukluk dönemi geçirdim. Okula başlamadan önce konuşma zorlukları çekiyordum ve bu yüzden hastaneye yatırılmıştım. İçine kapanık bir çocuktum. Daha sonra okula başladım ama sıkı disiplin ve ezberci anlayış yüzünden okulu bir türlü sevemedim. Bağımsız ve isyankar bir kişiliğim vardı. Buna rağmen içerdiği keskin mantıkla Latince ve Matematik en sevdiğim derslerdi.

O dönemler keman çalmayı öğrenmiştim. Mozart ve Beethovan’ın sonatları en sevdiklerimdi.

Çocukluğuma dair unutamayacağım iki şey var sanırım. Biri 5 yaşında hastanede iken amcamın armağanı pusula; diğeri de 12 yaşındayken tanıştığım öklid geometrisi.

> Asıl bilim ile tanışmanız okulda değil de daha farklı bir şekilde oluyor sanırım ?

Ailem; bir yahudi geleneği olarak yoksul bir öğrenciyi evimizde yemeğe davet ederdi. Max Talmud ile bu şekilde tanışmıştım. Kendisi bir üniversite öğrencisiydi ve benimde kendimden büyük bir üniversite öğrencisi ile sohbet etmek hoşuma gitmişti. Onunla bilim, matematik ve felsefe üzerine konuşurduk. 13 yaşımda iken bana Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” kitabını hediye etmişti.

O yaşlarda ki bir çocuk için anlaşılması güç ve ağır bir kitaptı ama benim için sorun değildi.

Talmud bende ki okuma hevesi ve merakı görmüş olmalı ki bana sürekli popüler bilim kitapları getirmeye başlamıştı. Bir keresinde Öklid’in “Elemanlar” kitabını getirdi. Ben de oradaki bütün problemleri çözmekle kalmayıp, teoremlere alternatif ispatlar geliştirdim.

Ailem de bendeki bu ilgiyi görmüştü. Mühendis olan amcam Jakob bana bir cebir ve geometri kitapları getirdi. En zor problemleri çözmek bana çok kolay geliyordu ama bundan müthiş bir haz alıyordum.

16 yaşıma geldiğim de kendi başıma diferansiyel ve integral hesaplamaları ile analitik geometriyi öğrenmiştim.

> Yahudi bir aileniz vardı sanırım. Peki din ile aranız nasıldı ?

Yahudi olmasına rağmen çok dindar bir ailem yoktu. Yine de geleneklere bağlıydılar. 11 yaşıma geldiğimde din dersleri almaya başlamıştım evde. O dönemler çok ilgimi çekmişti. Sadece yahudiler için helal olan yiyecekleri yemeye başlamış hatta dini şarkılar yazmaya başlamıştım. Aileme de bu alanda örnek olmak istiyordum. Ama bu şevkim fazla uzun sürmedi.

Yine o dönemlere denk gelen bilimle tanışmam neticesinde okuduğum bilim kitapları ve kutsal kitapların sık sık çeliştiğini gördüm. Sonrasında her çeşit otoriteden kuşku duymaya başladım, şüpheci biri oldum.

Ben bir ateist değilim. Kendime bir panteist diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile tanrıya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz.

Dinsiz bilim aksak, bilimsiz din ise kördür.

> 5 yıl vatansız dolaştınız.. O olay nedir ?

Babam ve amcanın ortak bir elektrik şirketi vardı. 1894’te iflas ettiler ve İtalya’ya taşındılar. Bende okulumu yarım bırakıp peşlerinden gittim. Zürih, İsviçre’de ki Federal Politeknik Okulu’na girmek istiyordum. Bunun için çok çalıştım.

Almanya’nın militarizmini ve sıkı disiplinininden hiç hoşlanmıyordum. Zorunlu askerlik de yapmak istemiyordum. İsviçre vatandaşı olmaya karar verdim. Babam biraz tereddüt etse de onayladı. 1896 yılında Alman vatandaşlığından çıkaran resmi kağıtları aldım ancak İsviçre vatandaşlığına alınmam 1901 yılında oldu.

Akıllı ve iyi niyetli insanlara özgü bir ada olması için neler vermezdim; öyle bir yer olsa ben bile vatansever kesilirdim.

> Üniversite yıllarınız… Politeknik’e yaşınız küçük olmasına rağmen kabul edilişiniz…

Okula kabul için 18 yaşında olmanız ve kabul sınavlarını geçmeniz gerekiyordu. İlk başvurduğum zaman 16 yaşındaydım özel bir izinle sınavlara girdim ancak sadece fizik ve matematik sınavlarında yüksek notlar almıştım. Okulun yöneticileri de bana İsviçre de liseyi tamamlayıp diplomayı aldıktan sonra tekrar başvurmamı önerdi.

Zürih’in bir köyünde tam tarzıma uygun bir lise buldum. Rahat bir ortamı vardı ve öğrencilerin bağımsız düşünmesi teşvik ediliyordu. Liseden mezun olduğumda hala 18 yaşımı tamamlamamıştım 6 ay vardı. Ancak sınavlardan yüksek not alınca okula kabul edildim.

Babam mühendislik okuluna gitmemi önermişti ama ben fiziği tercih ettim. Fizik departmanı büyük ve modern bir binadaydı ve çok iyi ekipmana sahipti.

O dönemler tipik bir Avrupa üniversite öğrencisi hayatı yaşamaya başlamıştım. Kafe ve barlarda uzun zamanlar harcıyor. Arkadaşlarım ile bilim ve felsefe tartışmaları yapıyorduk. Dersler konusunda da seçiciydim. Eğer  konuyu ya da profesörü beğenmemişsem, o derslere girmiyordum. Sadece ilgi duyduğum kitaplara çalışıyordum. Hiç ders notu tutmuyordum. Sınavlardan da yakın arkadaşım Marcel Grossman’ın tuttuğu titiz notlar sayesinde geçmiştim.

O dönemler saygısız ve ukala bir insan olmuştum. Bu tavırlarım yüzünden mezun olduktan sonra okulda kalmak için yaptığım başvurular ne yazık ki kabul görmemişti.

> Eşiniz Mileva Maric ile de üniversite de tanıştınız sanırım.

Kendisi bir dönem eczacılık okuduktan sonra fizik bölümüne geçmişti. Sınıf arkadaşımdı. Bu şekilde tanıştık ve üniversitenin son sınıfında da evlendik. Çoğu zaman birlikte fizik çalışır, kitaplar inceler, tartışırdık.

> Mezun olduktan sonra sıkıntılı bir iş bulma süreci geçirdiniz sanırım.

Yaklaşık 2 yıl kadar öğretmenlik işi bulmak için uğraştım. Bu şekilde kendi araştırmalarımı da gerçekleştirebilecektim. Politeknik’de derslere ilgisiz davranmam, sadece kendi ilgi alanlarıma yönelmiş olmam yüzünden profesörler beni kabul etmedi. Başka okullara da hazırladığım makaleleri gönderdim ama olumlu bir sonuç alamadım.

Sonraları Bern Patent ofisinde iş buldum. Elektromanyetik cihazlar için patent başvurularını inceledim. Burada tanıştığım birkaç arkadaşım ile “The Olympia Academy” isimli bir tartışma grubu kurduk ve bilim ve felsefe hakkında tartışmalar yaptık.

1905 yılında benim için en verimli yıl diyebilirim. Modern fizik üzerine yayınladığım 4 makale çok ilgi gördü.

1908 yılında artık tanınan bir bilim adamıydım. Bern üniversitesinde öğretmen olarak başlamıştım. Sonraki sene patent ofisini bıraktım Zürih üniversitesinde fizik doçentliğimine başladım. 1911 yılında Prag’da Karl-Ferdinand Üniversitesinde profesörlük ünvanı aldı…

1914 yılında Almanya’ya döndü, Kaiser Willhelm Fizik Enstitüsü’nde yönetici, Berlin Humboldt Üniversitesinde profesör oldum.. Ancak bu dönemlerde Nazi’lerin yahudilere karşı gitgide artan bir baskısı vardı. 1933’de Amerikan üniversitelerini ziyaret ederken; Alman hükümeti yahudileri bütün resmi konumlardan men ettiler ve kitap yakma kampanyaları başlattılar. Benim kitaplarım da vardı o yakılan kitaplar arasında.

Birdaha Almanya’ya dönmeme kararı aldım. Amerika da yaşamaya başladım. 1940 yılında Amerikan vatandaşlığına geçtim.

> Hayatınızda ki en büyük hatanız neydi ?

Hayatımda tek bir büyük hata yaptım. Başkan Roosevelt’e atom bombası tavsiyesini yapmak.

1939’da İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce Alman bilim adamları atom bombası yapmaya çalışıyorlardı ve Hitler bu silahı kullanmakta son derece istekliydi.

Bende ABD hükümetine bir mektup yazdım, durumu bildirdim. Aynı mektupta  uranyum araştırmaları ve zincir reaksiyonları ile ilgili araştırma yapmalarını tavsiye ettim.

Nitekim ABD savaş sırasında bombayı geliştiren tek ülke oldu. Hayatımda ki en büyük hata buydu ama yine de bir nedeni vardı. Almanların daha önce yapması tehlikesi”.

Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim. Ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.

> Siz öldükten sonra beyniniz otopsi esnasında doktor Harvey beyninizi bilimsel araştırmalar da kullanmak adına çaldı.

Başka türlüsü düşünülemezdi zaten.

İnsanoğlunda ki bu merak evlat, Tanrı’yı bile şaşırttı. 

Albert Einstein’ı Gördüm
4.7 (93.33%) 3 votes

Yazar Hakkında

Oğuzhan Eker

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

2 yorum

  1. Hayatlarında hata yapmadığı sanılan ama en büyük hatasını itiraf edecek kadar “Bilimin ötesinde” seçilmiş bir insan.. Sayfanıza konuk olup sizi seçmesi ilginç olmuş.. 🙂
    tebrikler..

  2. Oğuzhan Eker
    Oğuzhan Eker Tarih:

    Kendisi sadece bir bilim adamı değil dediğiniz gibi bilimin de ötesinde bir insan. Çıkarlarımız kesişti, oda biz de bilimi sevdiğimiz için ortak bir noktada buluştuk diyelim :))

    Teşekkürler

Bir Yorum Bırakın

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.